Blog Arşivleri

Ayıdan Post, Hayvandan Dost Olur…(İlk kısım tercih edilmemektedir)


sirk köpeği

Mini minnacıklığımdan beri hayvanları severim; hem de tamamen içgüdüsel bir şekilde ve korumacı hislerle, empatiyle ve acımayla beslenen bir sevgi benimki. Çocukluğumun aklımda büyük bir berraklıkla kalan reklamlarından biri İmar Bankası reklamıydı. Simsiyah, vahşi bir at, insanın yüreğini büken bir müzik eşliğinde engin bir arazide koşardı. Reklam muhtemelen atın gücü, dayanıklılığı, özgürlük teması üzerine kurulmuş, bu sıfatların bankayla özdeşleştirilmesi amacıyla çekilmiş bir finans dünyası reklamıydı (at aynı zamanda bankanın logosuydu). Bunu şu anda sektörün ciğerini bilen, yetişkin Ayça söylüyor, oysa çocuk aklımla o at benim için hüzünlü bir müzik eşliğinde, yapayalnız koşan, çırpınan bir hayvandı, muhtemelen kaybolmuş ailesini arıyor ya da ölmüş sahibinin yasını tutuyordu! Reklam ne zaman dönmeye başlasa ben de aynı anda ağlamaya başlardım. Reklam ajansı çalışanları kadar şaşkın olan ailem “yavrucuğum bir banka reklamına neden ağlıyorsun?” dediklerinde “zavallı atın kimsesi yok, görmüyor musunuz? Ben ağlamayayım da kimler ağlasın” şeklinde dizlerimi döverdim.

İkinci vakam ise geçenlerde elime tekrar geçen, yıllardır varlığını bile unuttuğum, çocukluğumun efsane kitaplarından biriyle ilgili. Zaten bu yazıyı da kitabın kapağından bana sevimli sevimli gülümseyen eski dostumu görünce yazasım geldi. Bahsetmek ve anmak istediğim kitap Jack London’un “Sirk Köpeği” isimli romanı. London, her daim saygı duyduğumuz bir abimizdir, gerek yazdıkları gerek yaşamı ile benim kalbimde özel bir yeri vardır. Zavallı annem de benimle aynı fikirde olacak ki, beni daha genç yaşta Jack’le tanıştırmak istedi, işe Sirk Köpeği’ni bana armağan ederek girişti.
Hikaye gerçekten güzeldir: Son derece akıllı, sadık bir köpeğin önce sirkte zorla çalıştırılmasını, orada gördüğü kötü muameleyi anlatır, sonra onu bu rezil hayattan çekip kurtaran adamcağız sahneye çıkar. Muhteşem bir dostluk başar aralarında. Adamın hayatı da kolay olmamıştır, nice insandan kazık yemiştir, o da aradığı dostluğu bizim patide bulmuştur. Tam köpek ile adamın sonsuza dek mutlu yaşayacaklarını düşündüğünüz anda roman suratımıza tokadı basar. İyi kalpli adam cüzzam olmuştur, kendi gibi diğer bahtsızlarla birlikte cüzzamlılar adasına gitmelidir ve can dostu köpekten ayrılmak zorunda kalır, kitap biter, THE END.

Evet hüzünlü bir hikaye ancak benim yine nasıl hassas bir dönemime denk geldiyse, kitap bittikten sonra günlerce ağladığımı hatırlıyorum. Alakalı alakasız anlarda, sofrada otururken, oyun oynarken, ödevimi yaparken aklıma sirk köpeği gelirdi, dudak bükülürdü ve Japon çizgi film kahramanı kıvamında yaş akıtırdım. Öyle ki bir noktada aile faciasının eşiğinden döndüğümüzü hatırlıyorum, benim zırlamama dayanamayan babam zavallı anneme “çocuğa niye böyle kitaplar alıyorsun?” diye söylenirken, evladına “Fifty Shades of Grey” almış muamelesi gören annem ise “ne bileyim, üstünde şirin köpek resmi vardı, hem Jack yazmış” gibilerinden bir şeyler gevelerdi. (Yoksa İmar Bankası reklamı da aynı dönemde mi gösteriliyordu?!)

Benim tepkide “biraz” aşırıya kaçmam bir yana, yine de hayvan sevgisi aşılaması adına çok sağlam bir kitaptır Sirk Köpeği, bir kez daha huzur içinde uyu Jack London. Hala kitap okuyan çocuk kaldıysa ve siz çocuğunuza, yeğeninize, öğrencinize hem edebiyatı hem hayvanları sevdirmek niyetindeyseniz 1) İyi Şanslar 2)Jack’in kapısını çalın derim.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: