Blog Arşivleri

Bir de ters köşeden bakalım…


prometheus_movie-wide

Prometheus’u sinemada izlememiştim. Uzun zamandır bomba bir filmle görünmeyen Ridley Scott’un (Alien ve Gladiator) dört gözle beklenen filmiydi. Kısmet DVD’den izlemekmiş, sinemada izlemediğim için de zerre üzülmedim, zira Prometheus, dağ beklerken fare doğuran filmlerin çoğu gibi, benim için bir hayalkırıklığı. Her şeyden önce artık kült olan bir filmden, Alien’den fazlası ile yararlanma çabasında. Filme göndermeler, ağzının içinden on tane daha ağız çıkartan yaratıklar, devam filmlerinde ustanın ipin ucunu Alien’a bağlayacağının sinyalleri, bence hepsi çok sıkıcı ve sıradan. Scott gibi bir yönetmene de bu kadar ucuz pazarlama numaraları yakışmamış, kendini daha ağırdan satmasını beklerdim.

Film, aslında gerçekten cesaret sahibi bir yönetmen tarafından ele alınsaymış, süper çarpıcı olabilecek, radikal bir konuyu işliyor. Ya adına insanoğlu dediğimiz canlı, dünyaya planlı olarak “ekilmiş”, “üretilmiş”, başka bir gezegendeki bizden çok daha ileride, akıllı yaratıklar tarafından getirilmişse ne olur? Büyük bir soru, büyük bir varsayım. İzlemeyen varsa, daha fazla spoiler yapmayayım ancak iddia radikal olsa da uygulamada geleneksel çizgiden ayrılmaya cesaret edememiş yönetmen. Her zamanki dindar ve Amerikan kurtarıcı klişesi, inançsız bilimin (ki insan suretinde bir robot tarafından temsil ediliyor) duygudan ve inancın korkusundan yoksun olduğu için her türlü fitneye teşne olduğu..vs gibi ortalama zekaya sahip, muhafazakar ve milliyetçi Amerikalıya hitap eden kısımlar, insanı filmden fazlası ile soğutuyor. Neyse yine de umutsuzluğua kapılmayalım, belki devam filmlerinde durumu biraz olsun kurtarır Ridley Amca.

Ancak bu film vesilesi ile çok enteresan bir kitabı hatırladım; Zecheria Sitchin’in 12. Gezegen isimli kitabını. Kitap, filmdekine çok benzer bir iddia ile yola çıkar. Ya din kitaplarındaki ya da evrim teorisindeki gibi yaratılmadıysak? Ya güneş sistemimizdeki henüz varlığını ispatlayamadığımız, güneş çevresindeki bir turunu 3600 yılda bir tamamlayan Nibiru isimli bir gezegenden gelen varlıklar tarafından özel olarak “üretildiysek”? İddia odur ki, bu gezegende yaşayanlar dünyanın madenleri başta olmak üzere, doğal zenginiklerinden faydalanmak ve burayı kolonize etmek için yola çıkarlar, ucuz iş gücü olarak da insanı yaratırlar. İnsan da karşısında gördüğü bu üstün zekalı, teknolojik benzerini Tanrı olarak adlandırır. Zaman içinde bu “Tanrılar” insanoğlu ile de çiftleşir ve yarı-tanrılar ortaya çıkar. Sonra iklim değişir, büyük sel/tufan (kutsal kitaplardaki Nuh Tufanı) olur, insanların çoğu ölür, daha sonra da Tanrılarla arası bozulur…vs.

Sitchin, otuz yılını Sümerleri incelemeye adamış, gelmiş geçmiş en büyük Sümerolog ve çivi yazısı uzmanlarından biri. Sümerlerin ne zaman ve nereden ortaya çıktıklarının tam olarak bilinmemesi iddiasının belkemiğini oluşturuyor. Birdenbire ortaya çıkan bu kavmin zamanın çok ilerisinde bir matematik, astronomi, tarım, metalurji bilgisine sahip olması, kendisinden sonra ortaya çıkan Babil, Mısır ve Yunan medeniyetlerine ilham vermesi ise Sitchin’e göre ancak bu halka hazır olarak verilen bilgiler sayesinde mümkün. Büyük dinlerin kutsal kitaplarında geçen yaradılış efsanesi, Nuh Tufanı ve daha bir çok önemli olay ve hikayenin pagan dinlerinde ve Sümer yazıtlarında da aynen geçiyor olması başka bir ilginç durum. Tabii ki bunlar büyük laflar, büyük iddialar, zamanında bilim dünyasını da bir hayli karıştırmış. Çok sert eleştiriler de var, deli saçması diyenler de, ancak bu iddiaların en azından tarih ve arkeologların bir kısmına çok farklı bir bakış açısı kazandırdığı bir gerçek. Sitchin’in yazdıklarını ciddiye alanların sayısı da azımsanmayacak kadar fazla.
12. Gezegen, yazarın “Dünya Tarihçesi” isimli serinin tek bir kitabı. Aynı radikal bakış açısı ile tarihteki önemli olayları yorumlayan bir çok kitabı daha var serinin. Bu yıl içindeki okuma hedeflerimden biri de bunların tamamını bitirebilmek.

Sitchin’in hikayesini satın alırsınız ya da almazsınız ancak hayatının otuz yılını bir araştırmaya veren insanın bulduklarına en azından şöyle bir gözatmak, emeğe saygıdandır diye düşünüyorum. Tarih boyunca “ya bildiğimiz gibi değilse?” diye sorma cesaretini gösteren insanlara hep hayran olmuşumdur, Sitchin de benim için bu kategoride. Günün sonunda bu soruları sorma cesareti gösteren insanlar olmasaydı yeryüzünü hala düz bir tepsi sanıyor olabilirdik, öyle değil mi? Siz de ezber bozmak, kendi evreninizin doğruluğundan eminseniz bile paralel bir evrene seyahat etmek, “ya böyle olsaydı?” diye düşünmek istiyorsanız kitap (ve hatta bu kitaptan sonra izlenecek bir Prometheus) şiddetle tavsiye edilir.
12gezegen_3240_46969

%d blogcu bunu beğendi: