Akra’da Bulunan El Yazması


“Doğanın döngüsünde, zafer ya da yenilgi diye bir şey yoktur; yalnızca devinim vardır. Kış, bütün yıla egemen olmak için mücadele etse de sonunda çiçekler açan ve neşe saçan ilkbaharın zaferini kabullenmeye mecburdur” (Yenilgi Nedir?)

Paulo Coelho da bir nevi Elif Şafaktır benim için. Daha önceki bir yazımda, bu yazara karşı nasıl bir “love & hate relationship” içinde olduğumu belirtmiştim. Tanışma ve flört döneminde her şeyin iyi başladığı bir aşk ilişkisine benzer bazı yazarlarla ilişkimiz. En başta her şey güzel ve özenli görünür, maşuk bir tanedir, orijinaldir, kimselere benzememektedir. Zaman ilerledikçe, yazarın türlü türlü halini gördükçe-ki bu durum sevgilinin sabah yeni uyanmış, makyajsız ve salaş haline tekabül eder-bir nevi alışma, eleştirme, sıradan bulma ve soğuma hali yaşanabilir. Her yazarda olmaz bu, ancak her şeyin başında sanatçıya ne kadar çabuk aşık olur, kör kütük peşine takılırsanız, sonrasında böyle hissetme olasılığınız da o kadar yüksektir.

“Amacım işe yaramak değil, amacım bir ırmak olmak” (Hayatta işe yaramak üzerine)

Paulo Coelho da öyle bir yazar benim için. Yıllar önce Simyacı ile hayatıma girdiğinde, bana yaşattığı duygular ve düşünürdükleri ile apayrı bir yere, gönlümün içindeki tahtlardan birine kuruluvermişti. Sonrasında ise kendini tekrarlamalar, siyahlar içinde, mistik geçmişine vurgular yaparak, Tanrı’yı kaybetmiş, şeytana uymuş ama sonra doğru yola dönmüş zamane ermişi havaları, bir özentilik, new age duyguları sömürme eğilimleri, pazarlama harikası duruşlar…Yine de tıpkı Elif Şafak’ta olduğu gibi, her yeni kitapta elin rafa gitmesi hali, kendini tutamama, o ilk öpüşmenin heyecanını bulmak için çabalama…Yazarın son eserinde de durum farklı olmadı, kitabı çıktığı gün satın aldım, aldığım gün okudum, okuduğum gün bu yazı da beynimde şekillendi ama biraz demlenmesi gerekti.

” Hedefin, senin ona doğru koştuğunu bilirse, sana kavuşmak için o da sana doğru koşacaktır” (Hangi Yöne Gitmeliyim?)

Kitap bir bilgenin, hayatın önemli mevzuları ile ilgili fikirlerini sıradan halk ile paylaşmasına dayanıyor. Bilgemiz, hiçbir dine mensup olmayan bir Kıpti, mekanımız tüm büyük dinlerin kutsal bildiği Kudüs, zamanımız ise din uğruna kardeşlerin gırtlak gırtlağa geldiği zamanlar; inancınıza göre 1099, 4859 ya da 492 yılı diyebilirsiniz. Ben diyorum ki cahiliye yılı, kan yılı, saçmalık yılı…
Kıpti, etrafını saran halkın sorduğu sorulara bilgelikle cevap verir. Bu duruşu ve tavrı ile benim çok sevdiğim Halil Cibran’ın Ermiş’ini andırır (daha ilk satırda bu hisse kapıldım, yazar bir röportajında açıkça bu kitabının Halil Cibran’a saygı niteliğinde olduğunu belirtiyor zaten).
1099 yılındaki Kudüs halkı ile benim ortak neyim olabilir demeyin sakın, artık Net’te gezsek de, akıllı telefon kullansak da, sesten hızlı uçabilsek de içimizdeki temel sorular hep aynı: Hayatımı değiştirmekten neden korkuyorum? Sadakat nedir? Aşk neden kapımı bir türlü çalmıyor?

Kıpti’nin sesi ile hayat bulan Coelho bunlara öyle güzel cevaplar veriyor ki her bir sözcük gönlünüze oya gibi işleniyor, beyninize ayak izini kazıyor, dilinizde hem ekşi hem tatlı bir lezzet bırakıyor. Bu vesile ile Coelho, benim gözümde Nuh Nebi’deki itibarını geri kazanıyor (varsın bu onun için önemli olmasın!), bilgeliği, görmüş geçirmişliği, kelimlerle oynama yeteneği karşısında yeniden şapka çıkarmama neden oluyor.

İncecik kitabımın her yanından post-it’ler fışkırıyor, cart renkleri ile fosforlu kalemlerim sayfalar üzerinde çılgın karalamalara girişmiş. Her birkaç senede bir açıp tekrar okunası bir kitap bu; farklı mekan, farklı zaman, farklı durumlarda apayrı lezzetlerin alınabileceği zamansız, mekansız, modasız bir metin…

“Sevgi, birisi gelip de anlam katana kadar bir sözcükten ibarettir. Pes etme! Kapıyı açan anahtar, ekseri son anahtardır” (Sevgi neden bir türlü kapımı çalmıyor?)

Kısaca şiddetle tavsiye ediyorum, havaların soğuması ile birlikte deniz kıyısından kalorifer başına kesin dönüş yaptığımız bu günler için bulunmaz nimet. Yanınıza elyazmaları ile birlikte bir bardak kahve, bolca post-it ve fosforlu kalem alırsanız size keyifli bir kış haftasonunu garanti edebilirim.

Reklamlar

aychaist hakkında

Born and lives in İstanbul, writes short stories and publishes them in Turkish literary journals. Blog is mainly about stories and books but covers other personal interests too.

Kasım 11, 2012 tarihinde Edebiyat, Kitap, Sanat içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 3 Yorum.

  1. CanIm harika bir sekilde dile getirmissin. Paulo Coehlo’nun Aleph’ini okurken hem memnuniyet hem de beklentilerimin tam da tatmin edilememesi arasinda gidip gelmistim, yine de söz konusu o olunca her kitabInI aynI heyecanla baslIyorum okumaya. Eminim bu kitabInda da farklI olmayacak. Eline saglik tekrar!

    • Kısa, bilgelik cümlelerinde hala çok başarılı. Çok teşekkürler güzel sözlerin için canım.

    • Canım benim yeni duydum ,bu yazıyı atlamışım e7ok bfcyfck gee7miş olsun acil şifa diyriolum,yakın olsak gelir arkadaşıma hemen kemik suyu kaynatırdım .bir şeye ihtiyacın olursa ara lfctfen kocaman f6pfcyorum

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: