Üç Nokta…


Şemsiye altında altında altından dişleri ile bir ihtiyar bir ihtiyar yar yar yar bana bir eğlence diye şarkı söylüyor…
Sonra ne oluyor söyle bana küçük kız…

Annem hiçbir zaman tırnak içinde konuşmaz. Bazıları bunun tüm düzene aykırı olduğunu söyleyecektir. Böyle konuşmanın Tanrı’nın isteğine açıkça karşı gelmek olacağını iddia edeceklerdir. Herkes bilir ki kitaplar kutsaldır ve kitapların ve yazının ve karakterlerin konuşma şekillerinin belli başlı kuralları vardır. Herkes aklına estiği gibi yaparsa halimiz duman olur, öyle değil mi? Sırf tırnak içi olsa mesele hadi neyse, belki bu diğer insanları o kadar rahatsız etmezdi ancak annem noktalama işaretlerinin hiçbirini bilmez, ya da bilmez görünür. Bir zamanlar, diğer insanlar gibi onun da noktalama işaretleri varmış elbette. Bir gün, bir şekilde kaybetmiş onları, cebinden yuvarlanıp çil yavrusu gibi dağılıp gitmişler. Nasip kısmet diyelim, onun da yazgısı buymuş, yazgısı noktalama işaretleri olmadan yazılmış. Komşularımızın çoğu bunu bildiği için bize bulaşmaz, olan biteni hoş görürler.

“Bilmiyorum anne, sonra ne oluyor?”
İhtiyar kadının eğlencesi mi olur utan diye kadıncağızın sırtına kendi şemsiyesi ile vuruyorlar…
“Zavallı kadın! Hiç yaşlı bir kadına vurulur mu?”
Gençken kadınlara öyle korkunç şeyler yapıyorlar ki yaşlıyken de yapabilirler pekala…

Virgüle asla ihtiyaç duyulmaz, nokta sevilmez, soru işareti ile ünlemden alenen nefret edilir, varsa yoksa üç nokta. Kızsa da, coşsa da, coşup kabından taşsa da farketmez, üç nokta her derde devadır ona göre. Evimizde üç kadın, tıpkı üç nokta gibi yanyana huzur içinde yaşıyoruz; anneannem, annem ve ben. Annem ne zaman şemsiye ile dövülen ihtiyar kadın hikayesini anlatmaya başlasa, anneannem bunu kendi üzerine alınır ve odasına çekilir. Hiçbirimizin diğer insanlar gibi tuhaf isimlere ihtiyacı yok. Anneme anne diyorum, anneanneme anneanne ve onlar da bana artık pek küçük olmasam da küçük kız diyorlar. Bu işe yarayan, basit bir yöntem, herkes kim olduğunu biliyor. Başkaları için kafa karıştırıcı olabilir ama başka kimseyle görüşmüyoruz zaten.

“Anne neden soru işareti ve ünlemden nefret ediyorsun?”

Soru işareti mi gereksiz merak iyi değildir kim bugüne kadar sorduğu önemli soruların cevaplarını alabilmiş ki beni seviyor musun Tanrı var mı hayatın anlamı nedir saçma sorular bunlar pek tabii ki sonuna konan işaret de saçma ünleme gelince merak hayret sevinç öyle mi gösterilir ya gülersin ya ağlarsın ya yerinden kalkar birine kemiklerini kırarcasına sarılırsın böyle önemli duygular böyle önemsiz bir işaretle gösterilemez…

Üç nokta ise her şeye rağmen yaşamın devam ettiğini, hiçbir şeyin kesin kurallarının olamayacağını gösteren muhteşem bir keşiftir anneme göre. Kesin bir yargı belirtmez. Gerçekten önemli hiçbir bilgiye vakıf olmayan zavallı Ademoğlu’nun acizliğini, alçak gönüllülüğünü gösterebilecek yegane işarettir. Beklemeyi, sabretmeyi, kabullenmeyi öğütler. Sırf bu nedenle belediyeye, küçücük meydanımıza üç noktayı bulan kişinin anısına bir heykel dikilmesini talep ettiği bir dilekçe vermişti. Ancak üç noktayı kimin keşfettiği bulunamadı, ayrıca bunun diğer noktalama işaretlerine haksızlık olacağına kanaat getirildi ve annemin önerisi reddedildi. Doğduğumda adımı … koymak istemiş. Yazması, okuması kolay, farklı, fevkalade bir isim demiş, nüfus dairesinde koca bir ünlemle olmaz demişler. Devletle başım derde girmesin diye göstermelik, o anda memurun önerdiği bir ad yazılmış kağıtlara, ancak evde bana küçük kız dışında bir isimle asla hitap edilmez.

Belediye, heykel önerisini reddettiğinde annem hemen pes etmedi. Meydanda el yazısı ile çoğalttığı broşürlerle mahalleliye bu mühim işaretin özelliklerini anlatmaya girişti, herkesi bol bol üç nokta kullanmaya davet etti. Bütün gün, sesi iyiden iyiye çatlamış bir horoz gibi, avaz avaz bağırdı.

Sağlığınıza iyi geldiğini göreceksiniz tıpkı bol sebze yemek gibi erken uyanmak gibi jimnastik yapmak gibi ve yeşil çay içmek gibi telaş yok aşırı heyecan yok doyurulamayan meraklar yok hüzünlü sonlar yok bunların yerine dinginlik huzur olumlu bir beklenti var hayat devam ediyor ve her an her şey olabilir…

Annemi bu olaydan sonra bir süre özel bir evde tuttular. Orada tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Sorduğumda gülerek, üç edebiyat öğretmeninin ona diğer noktalama işaretleri ile işkence yaptığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurarak bundan şikayetçi olacağını söyledi. Evimize döndüğünde heykel konusunu unutmuş olmasını diliyorduk. Konuyu açmadık, huyuna gittik, cümlelerimizi mümkün olduğunca üç nokta ile bitirir olduk. Bir Pazar sabahı uyandığımda annemin devasa hamur topları yoğurduğunu gördüm. Alnı, burnu, kirpikleri bile una bulanmıştı. Anneannem üç kişi için bu çöreklerin fazla olduğunu söylediğinde hınzırca kikirdedi.

Bunlar sizin için değil canlarım tam tamına üç adet olacaklar ve birazdan her üçü de siyah boya ile kaplanacaklar yanyana dizilecekler kuruyunca benimle birlikte meydanın yolunu tutacaklar onları belediye binasının tam karşısına usulca yerleştireceğim heykel yapmalarını istediğimde bana hayır derlerse ben de kendi heykelimi kendim yaparım işte o kadar…

Her yerine bulaşmış una ve hamur parçalarına rağmen çok genç ve güzeldi. Çoğu zaman bu kadar güzel bir annem olduğuna inanamazdım. Anneannemi sık sık ona tuhaf bir ifade ile bakarken yakalardım. Bir müddet gözünün kenarı ile ürkek ürkek bakardı. Gözünü dikip, doğrudan bakarsa anneme zarar verebilirmiş, istemediği bir takım sonuçlara neden olabilirmiş gibi. Sonra daha fazla dayanamaz, yüzünü ondan tarafa çevirir ve alenen bakmaya başlardı. Annem bakışların farkına varır da gözleri kenetlenirse, yaşlı kadın içini çekerek hep aynı şeyi söylerdi; güzellik başa dert!

Güzellik başa başa başa başarı kıça kıça kıça zarar…

Annem zorla elimden tutup beni de meydana sürükledi, noktalardan birini eski bir un çuvalı içinde ben taşıdım, ikisini annem. Gece çökerken, meydana doğru hızla ve hırsla yürüyen bir kadın, küçük bir kız ve üç adet çuvalla tufah bir görüntü oluşturuyorduk. Üç noktamızı özenle belediye binasının tam karşısına denk gelen, ihtiyar çeşmenin önüne yerleştirdik. Çeşme eski ve yıpranmıştı ama hala güzeldi. Zevksiz ve orantısız belediye binasının karşısında vakur durmayı başarıyordu, otorite ve gelenek karşısındaki annem gibi. İyice kurutmamıza rağmen, hamurların bazı yerlerindeki boyalar çuvala sürtünmekten dökülmüş, onları çuvaldan çıkarmaya çalışırken de kimi yerleri kopmuştu. Etrafta kararan ve serinleyen havaya aldırmadan avarelik eden üç beş insan, uyuz bir sokak köpeği ve belediye binası bizi boş bakışlarla süzdüler. Yerleştirdiğimiz şeylerin üç noktayı temsil eder hali kalmamıştı. Köpek onları koklamaya başladı. Hamur parçaları bu halleriyle, dayak yemiş, ısınmak için birbirine sokulmuş, şimdi annelerinin yalayarak teselli etmeye çalıştığı köpek yavrularına benziyorlardı. Eve doğru yürürüken, arkamı dönüp son kez eserimize baktığımda köpeğin sağdaki nokta olması gereken cismin dibine işediğini gördüm. Annem ise kendinden memnun, gülümsüyordu.

Şemsiye altında altında altından dişleri ile bir ihtiyar bir ihtiyar yar yar yar bana bir eğlence diye şarkı söylüyor…
Sonra ne oluyor söyle bana küçük kız…

“Anne seni yine o eve götürmeyecekler, değil mi? Sen yokken çok sıkılıyorum”

Hayat sıkıcı değildir küçük kız bazen zorlu olabilir acımasız olabilir kabus gibi olabilir ama asla sıkıcı değildir bunu yaşlanmasına rağmen hala anlayamamış olan ihtiyar kadını asıl bu yüzden dövmeliler düşünsene koca bir ömür geçirmişsin yağmurun altında keyif yapabilecek kadar dinç altından diş yaptıracak kadar zenginsin ama hala bana bir eğlence diye tutturuyorsan tabii ki dayağı yersin…

Diğer işaretleri ne zaman yitirdiği ile ilgili soruları hep geçiştirir. En başta annemin farklılığı yüzünden uluorta utançtan kıpkırmızı keserdim. Yolda elinden tutmuş, bakışlarım ayakkabılarımın burnundayken tek duam o anda tanıdık birine rastlamamak olurdu. Bir yabancı ile konuşmak zorunda kalmak ise daha kötüydü. Annem kadar güzel bir kadının, güzel konuşmasını beklersiniz, diğer insanlar için güzel demek ise herkes gibi olmak demektir. Annemin hiç duraksamadan ama aynı ölçüde sakin, su gibi akan ve hep havada biten, bazen çok da anlamlı olmayan konuşmaları başkaları için üzüntü kaynağı olurdu. Yanımızdan geçip giderken anlayışla ve hüzünle başlarını salladıklarını görürdüm. Artık aldırmıyorum, hatta annemin farklı olması hoşuma gidiyor. Dış kabuğuna bakıp çok tatlı olmasını beklediğiniz bir meyve gibi o; bakımlı, parlak, kızarmış. Isırdığınızda ağzınıza gelen mayhoş, sulu lezzet belki beklediğinizden farklı ama yine de çok keyifli.

Bir sabah uyandım ki ne göreyim üç nokta hariç tüm işaretler gece kaçıp gitmişer onları çok aradım ama en sonunda bunun hayatın sonu olmadığını anladım insan elindekiyle yetinmeli onun kıymetini bilmelidir Tanrı soru işareti kullanmayan insanları değil ama nankör insanları mutlaka cezalandıracaktır belki de ben hepsini bir yere sakladım ama nereye koyduğumu hatırlamıyorum öyle küçük ve narinler ki düşünsene küçük kız herhangi bir yere gizlemiş olabilirim onları anneannen o kadar sinirli o kadar huysuz ki gün içinde kaç tane ünlem kullandığını saymak imkansız belki de zavallı ünlemi annemin gazabından korumak için bir çekmeceye attım tek başına canı sıkılmasın diye yanına soru işareti nokta ve virgülü de katıverdim ama hafızamın ne kadar kötü olduğunu biliyorsun şimdi hiçbirinin yerini hatırlamıyorum işte…

Böyle kaçamak, böyle değişken cevaplar verir. Bir keresinde bu söylediklerini ciddiye almış, evin tavanını tabanı etmiştim. Açmadığım çekmece, elimi sokmadığım cep, aşağı indirmediğim dolap kalmamıştı. Oysa mevsimlerle, gecenin uzunluğuyla, rüzgarın yönüyle değişir hikayeleri. Her zaman böyle değilmiş, bunu tuhaf konuşması ile geçmişi yadetmesinden, anneannemin ona gözünün kenarı ile attığı hüzünlü bakışlardan, mahallelinin arasıra ağzından kaçırdığı bölük pörçük hikayelerden anlayabiliyorum. Israrla soruyorum, bir gün anlatacak, uzun, tuhaf, tekinsiz bir hikaye olacak. Yine sadece üç nokta kullanacak, hikayenin nerede başlayıp nerede bittiğini bile anlamayacağım ama anlatacak biliyorum. Yeterince beklersem, yeterince dikkatle dinlersem, yeterince ararsam, yeterince büyüdüğümde anneme ne olduğunu biliyor olacağım. Evi yangın yeri kıldığımda, anneannem iki parmağının tüm hıncı ile kulağıma yapışmıştı.
“Bir eve, bir deli yeter, anladın mı?”
“Annem deli değil!”
“Ona benzemeyeceksin, gerekiyorsa bütün kemiklerini kıracağım ama ona benzemeyeceksin!”
“Ona ne olduğunu söyle o zaman! Neden anlatmıyosun?”
“Çocuklara göre hikayeler değil bunlar!”
“Artık çocuk değilim ki ben!”
“O zaman her şeyi kurcalamaman gerektiğini bilecek yaştasın!”

Böyle sahneler sık sık yaşanır, annem bizi gülümseyerek izler, ıslık çalar ya da tuhaf bir şarkı tutturur. Kara kışın sessizliğinde ya da gecenin kör saatinde öten bir kuşunki kadar yersiz olur şarkıları. Yine de anneannem o şarkıların etkisi ile sakinleşir, bağırıp, çağırmayı, kesin yargıları, suçlamaları da dökülen saçılan eşyalarla birlikte ortadan kaldırmaya başlar. Ünlemler, noktalar, soru işaretleri de tabaklar, örtüler, bez bebeklerle birlikte çekmecelere geri girer. Geriye bir tuhaf hüzün ve üç nokta kalır. İki büklüm bir şeyler toplarken zıvanadan çıkar, başlar sicim gibi yaş dökmeye. Bu sırada hep aynı sözleri, sakince mırıldanır.

Güzellik başa dert…Sana nasıl hamile kaldığını, seni doğurmak için nelere katlandığını bilseydin…

Ayça Erkol /Sözcükler Dergisi 40.sayı Kasım/Aralık 2012’de yayınlandı
www.sozcuklerdergisi.com/dergi_detay.aspx?sayi=40

Reklamlar

aychaist hakkında

Born and lives in İstanbul, writes short stories and publishes them in Turkish literary journals. Blog is mainly about stories and books but covers other personal interests too.

Kasım 3, 2012 tarihinde Edebiyat, Sanat içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: