Mad Men…Çılgın Erkekler, Daha Çılgın Kadınlar…


Yüzeysel bir bakışla, “güzel” bir dizi…İçinde güzel kadınlar, güzel erkekler, güzel kostümler, güzel arabalar ve nostaljik bir bakış açısı ile her şeyin daha “güzel” olduğu 60’lar var…Dizimizi bir kitap olarak düşünürsek, yazıları okumayıp sadece “resimlere” bakarak keyifli vakit geçirebilirsiniz. Ancak biraz kafa yorarak izlendiğinde oldukça “derin” bir dizi…İçinde kurumsal hayatın en çirkin halleri var, kadın erkek eşitsizliği var, ırkçılık var, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmaması (yani gerçek hayat) durumu var ve bol bol sigara var!

Bahsettiğim dizi, her sezonunu büyük bir iştahla izlediğim Mad Men. Birbirinden enteresan (ama bir o kadar da sıradan) karakterler üzerinden, 60’lı yılların başında, reklamcılığın ve tüketimin altın çağını anlatıyor. Bir reklam ajansında çalışan insanların, onların meslek ve özel hayatlarının ve ana karakterimiz olan kreatif direktörün yaşamından kesitler veriyor bize. İlk anda herkes ve her şey gözümüze sakin görünüyor. Son derece şık giyinmiş kadın ve erkeklerin, havada ağır ağır süzülen sigara dumanlarının altında geçirdikleri ideal bir zamanın, evlerinin, arabalarının ve kendilerinin-kısaca hayatın- pek güzel olduğu bir dönemin anlatımı sanki…Birkaç bölüm sonra “those were the days” şarkısını söylemeyi bırakıp, bu devirde yaşadığınız için gece gündüz toprağı öper hale gelebilirsiniz, özellikle de bir kadınsanız. Zira dizide kadınlar beşinci sınıf insan ve çoğunlukla sadece bir seks objesi muamelesi görüyor. Yapabileceğiniz işler sekreterlik, öğretmenlik ve birinin karısı olmakla sınırlı. Reklam ajanslarının New York’taki Madison Avenue’da toplanmasından ve kreatif insanların her zaman biraz “çatlak” olarak algılanmasından dolayı dizimizin adı Mad Men. Her bir karakter ve alt tema üzerine saatlerce konuşup yazabilirim ancak doğal olarak odağım, ana karakter, dayanılmaz erkek Donald Draper!

Hadi itiraf edelim, dizi hayranlarının çoğu bu adam uğruna ekranın karşısına mıhlanıyor; kadınsanız bunun nedenlerine birazdan geleceğim zaten, ancak kendisi erkekler için de bir gıpta aracı, bulunmaz bir örnek vaka, gizli ya da açık bir hayranlık vesilesi.

Diziyi bilmeyenler için söylüyorum: böyle bir hayran kitlesine sahip bir karakterin herhalde muhteşem bir yakışıklılığa, inanılmaz bir zekaya, altın gibi bir kalbe ve demir gibi sağlam bir karaktere sahip olduğunu düşüneceksiniz. Düşündüklerinizde kısmen haklısınız; adam Allah için çok yakışıklı ve karizmatik (bakınız yukardaki resim), işinde başarılı ancak bunun dışında tüm kadınların, “pislik erkek” başlığının altına yazacağı her özelliğe sahip: sahtekar, sadakatsiz, benmerkezci, kadınları kirli bir mendil gibi kullanıp pıtır pıtır çöpe atan bir erkek o. Ve sezonlar ilerledikçe, Don’un iğrençlikleri tavan yaptıkça biz kadınların ona olan tutkusu da doğru orantılı bir şekilde zirveye varıyor. Tüm bilim insanları, psikologlar, sosyologlar, davranış bilimciler lütfen bir araya gelin, çünkü bu acilen incelenmesi gereken bir durum, biz kadınları bu illetten kurtarmak zorundasınız!

Yalanım varsa bilgisayar başından kalkmak, bir bölüm daha Mad Men izlemek nasip olmasın; adam Amerikan filmlerinin favori ifadesiyle tam bir “asshole”. Dizide yatmadığı kadın kalmadı; karılarını (şu ana kadar 3 kere evlendi) uçan, kaçan, onunla aynı asansöre binme talihsizliğine uğramış her türlü dişiyle aldatmış durumda. Hem de bunu birbiri ardına yaktığı sigaralar kadar doğal bir şekilde yapıyor. Akşam yine evine geliyor, şapkasını masanın üzerine bırakıyor, çocukların başını şöyle bir okşuyor ve karısına “yemekte ne var hayatım?” diye sorup sofraya oturuyor, gece de osura osura uyuyor. Olay o kadar zıvanadan çıkıyor ve Don nefes alan ve etek giyen her canlıya o kadar atlar hale geliyor ki ikinci sezonda ben kendisine Donald Draper yerine Donald the Raper demeye başlıyorum. Zavallı karısını toplam 680 kadınla aldattıktan sonra kadıncağız “yetti be” moduna geliyor, başka bir erkeğe aşık oluyor, boşanmak istiyor. Sevgili Don her Türk erkeği gibi davranarak kadına kaltak muamelesi çekiyor, onu bir güzel pataklıyor ve anında boşuyor! “Bunda ne var ki, adam normal, sağlıklı bir erkek işte” diyebilirsiniz ve korkarım haklısınız ama kırdığı cevizler bununla kalsa yine iyi.

Abimiz iş yaşamında son derece başarılı, efsane bir kreatif direktör. Cool duruşu ve karizması ile müşterileri avucunun içine alıyor, sunumlarda son anda aklına gelen fikirleri muhteşem bir konuşmayla karşısındakilere yutturuyor ve her zaman için kazanan taraf olmayı başarıyor. Bu işi de hep dürüst yaptığı söylenemez; rakipleri alt etmek için her şey mübah, para için babasını satacak kıvamda bir duruş sergiliyor ama biz (yani kadınlar) nedense yıllarca hamile kadınlara sigara içirmek için yaptığı kampanyaları değil de, Lucky Strike markasını kaybettiğinde sigara karşıtıymış gibi gazetelere gönderdiği basın açıklamasını hatırlıyoruz! (geniş omuzlar, mavi gözler, iyi bir saç kesimi ve dolgun bir cüzdanın dişil hafıza üzerindeki yan etkileri).

Tüm bunlara ek olarak 10 numara bir yalancı, hatta sahtekar. Taşıdığı isim bile kendine ait değil, savaşta ölen bir arkadaşının kimliğini aşırmış durumda, geçmişi türlü karanlık olayla dolu, bunlardan karılarının bile haberi olmuyor. Adam aynı zamanda, döneminin tüm sapkınlıklarından da muzdarip; kadınların sadece tek bir işe yaradığını düşünüyor, eşcinsellerden, yahudilerden ve zencilerden hoşlandığı da söylenemez.

İnanın bu yazdıklarım sadece buzdağının uç kısmı, adamda daha ne numaralar var! Böyle alt alta yazınca, Don, TV tarihinin en iğrenç karakterlerinden biri gibi duruyor. Hepimiz onu tokatlamak istiyoruz değil mi kızlar? Hayırrrr, hiç de değil, hem tokatlasak bile bu sadece ona olan cinsel açlığımızın vahşi bir dışavurumu olabilir sadece! Tanıdığım tüm kadınlar bu karakter için çıldırıyor! Sırf bu dizi ve onun baş karakteri bile, biz kadınlardaki bu “kötü erkek” düşkünlüğünün bir ispatı değil midir?

Nedir bu ağzımıza eden erkeğe tapma hallerimiz? Daha önce başka bir yazımda duruma yine parmak basmaya çalışmıştım (Kadınlarda Heathcliff Sendromu). Mad Men dizisi de sadece tezimi destekliyor. Bu boğa güreşçisi ya da aslan terbiyecisi olmak ile aynı psikoloji midir acep? “Kimsenin ehlileştiremediği adamı ben kuzu yaparım kuzu, bu da benim ne kadar üstün/özel olduğumu gösterir” mantığı mıdır dersiniz? Kendi ezikliğimizin dışavurumu mudur? Farklı olmak istemenin, sıkıcı hayatlarımızdan kaçmanın bir şekli midir? Adrenalin ya da serotonin eksikliği midir? Aslan terbiyeciliğine soyunmak, boğa güreşlerine katılmak ya da bir parça çikolata yemek daha basit ve başarı garantili bir yol değil midir?

Dizinin başlarına Don’a ve “erkek egemen, iğrenç Amerikan 60’lar kültürüne” kızarken ilerleyen bölümlerde hemcinslerime sinir olmaya başladım. Şimdi feminist arkadaşlar diyecektir ki “o zaman kadınların imkanları, yetiştiriliş tarzları, gördükleri baskı onları böyle davranmaya itiyordu..bıdı da bıdı…”. Vallahi de billahi de olay bundan farklı bir şey, 60’lardan gelelim 2010’lara… Sadece sekreter olabildiğimiz, kırmızı rıj sürüp popo sallamak zorunda kaldığımız günler geride kaldı (en azından zorunluluk değil tercih halini aldı). Artık şirketlerin yönetim kuruluna girebiliyoruz, eşimizi kendimiz seçebiliyoruz, bilim insanı lafını bile kabul ettirdik, bundan iyisi Şam’da kayısı. Ama değişmeyen tek bir şey var ki, o da hala çoğumuzun çürük elmaları, iyi aile çocuklarına tercih etmemiz. Nerede arıza bir adam var, kan kokusu almış köpekbalığı misali kadınlar etrafına üşüşüyor. Sonucunda mutlu mesut olsak, bunda da bir problem yok ama sonuç hep hüsran, hep gözyaşı, hep üzüntü ve muz kabuğu. Yeldeğirmenine saldıran Don Kişot misali, hem yeldeğirmenini ele geçiremediğimiz için üzülüyoruz hem saldırmaya devam ediyoruz. Bu da beni yazının başlığındaki soruya getiriyor; çılgın olarak erkekler mi yoksa biz kadınlar mı? Böyle davranmamızın nedeni ne? Aldatmayan, saçını yana tarayan, musluk tamir eden ve bize kapı açan erkek neden tü kaka? Henüz cevabını bulamadım, okumaya, araştırmaya, tecrübe etmeye devam, elimdeki ivedilikle okunacaklar listesini bitirdikten hemen sonra “Mad Men ve Felsefe” kitabına el atacağım, belki orada bazı ipuçlarına rastlarım.

Diziyi hiç izlememiş olanlar için, Youtube’dan güzel bir Don derlemesini paylaşmak istiyorum, karakter hakkında size fikir verecektir. Yorumlarınızı/ görüşlerinizi paylaşın lütfen, ne de olsa akıl akıldan üstündür.

Son Söz: Mad Men 6. sezon bir an önce başlasa, Don’u çok özledim!

Reklamlar

aychaist hakkında

Born and lives in İstanbul, writes short stories and publishes them in Turkish literary journals. Blog is mainly about stories and books but covers other personal interests too.

Ekim 29, 2012 tarihinde Sinema/TV, İnsanlık Hali içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: