Bir Parça Nirvana İçin…


Pazar günü, nemlendiricimin bittiğini farkedince, neredeyse nöbetçi ezcane aramaya çıkıyordum. Sephora gibi kozmetik devlerinden ziyade bu tip alışverişlerimi, eğer mümkünse, ezcaneden yapmaya çalışıyorum zira orada uğradığım taciz henüz kozmetik mağazalarındaki boyuta ulaşamadı. Renkli kozmetik ya da parfüm alışverişi bir kadın için dünyanın en keyifli şeylerinden biri de olabilir, dükkandan adımınızı attığınız andan itibaren yakanıza yapışan tanıtıcı (ve sinir edici) eleman sayesinde tam bir kabus halini de alabilir. Öncelikle kendisi de bir Adriana Lima olmayan bir kadının cildinizi resmen büyüteçle incelemesi ve “hmmm sanırım sizde geniş gözenek, karma cilt, gözlerin yorgun görünmesi ve kaz ayağı başlangıcı da dahil olmak üzere 78 cilt problemi var. Ama şanslı gününüzdesiniz, sadece 36 çeşit ürün alarak (ve bize minik bir servet bırakarak) bu problemlerin üstesinden birlikte geleceğiz!” demesi yeterince sinir bozucudur. İlgilenmediğinizi söyledikçe ısrarcı aşık moduna girer, daha da hızlı ve anlaşılmaz konuşmaya başlar ve konu hayatınızda adını duymadığınız bir ağacın, bilmemne köklerine gelir…İşte ben o noktada, hiçbir şey almadan dükkanı terkederim. Tüketiciye uygulanan “problemi olduğuna ikna et, çareyi öner ve mümkün olduğunca sofistikte ol ki inandırıcılığın artsın, satışı yap” taktiği, hayal satmanın yıllardır bilinen ve yine de başarıyla uygulanan örneklerinden biridir. Sırf sedir ağacının en derin özlerinden yapılan kremi gece gündüz yüzüne sıvadığı için 23 yaşında görünen 50 yaşında bir kadınla maalesef hiç karşılaşmadım ama insanoğlu ümitle beslenen bir canlıdır ve çıkmadık candan ümit kesilmez, hepimiz iyi hissedebilmek için bazen saçmalamaya hazırızdır, nokta.

Son yıllarda iyi hissetmemizi sağlamak adına moda olmaya başlayan bir başka trend ise kutsallığın pazarlanması. Bu moda, aklınıza gelebilecek her ürüne helal gıda etiketinin yapıştırılması gibi geleneksel yolla olabileceği gibi, “new age” dediğimiz, daha modern ve kafası karışık tüketici grubuna yönelik, daha yenilikçi yollarla da olabiliyor. Bu yeni dalganın sihirli sözcükleri arasında “dinginlik, iç huzuru, kendini iyi hissetme”, görsellikleri arasında ise bol bol bitki, lotus çiçeği, yoga duruşları..vs var. Kuantumun ve Secret tarzı öğretilerin de “bizlere kadar inmesi” ile birlikte hiç ummadığınız kategorilerde bu kutsallığın kullanıldığını ve alakasız ürünlerin karşımıza her dem iyi hissettirme vaadiyle çıktığını görüyoruz. Beni şaşırtan bir çok örnek gördüm ama az sonra bahsedeceğim pazarlama harikası beni benden aldı!

Kategorimiz çikolata ve markamızın adı “Intentional Chocolate”. Yazının sonundaki Youtube tanıtım videolarından da görebileceğiniz gibi iddiaları şu: gerçekte sevgi ve iyi niyet, tıpkı un, süt ve yumurta akı gibi bir yemeğe katabileceğiniz malzemelerdir. İşte bu nedenle sevgiyle yapılan yemekler daha lezzetlidir, hasta olduğumuzda annemizin elcağızları ile pişirdiği tavuksuyu çorba hakikaten iyileşmemizi sağlar. Aynı mantıkla yola çıkarsak Tibetli Budist rahiplerin meditasyon sırasında açığa çıkardıkları pozitif eneriye maruz bırakılan çikolataları yerseniz kendinizi daha iyi hissedersiniz!!!
Bunu tam olarak nasıl yapıyorlar bilmiyorum, kim bilir, belki Kuantum’un kenarından geçen herkesin artık bildiğii sevgiyle konuşulduğunda moleküler yapısı değişen su deneyine benzer, bilimsel açıklamaları bile vardır. Yine de bu haliyle kulağa korkunç derecede aptalca geliyor, öyle değil mi? Herkese öyle gelmediği kesin, çünkü bu Los Angeles firması kapmanyaya başladığı 2005 senesinde 2.5 mio USD’lık, kendince rekor bir satışa imza atıyor.

www.intentionalchocolate.com

Gülmeden ve “aptal Amerikalılarla” dalga geçmeden evvel çuvaldızı kendimize batıralım. Farkında olalım ya da olmayalım, bir ürün paketinde ya da reklamlarında şırıl şırıl bir dere, Himalaya Dağları gördüğümüzde ya da fonda huzurlu bir müzik duyduğumuzda bu ürünü satın alırsak o mutluluk ve huzur duygusunun bir kısmını da satın alacağımızı düşünüyoruz. Bu her ülke ve halk için geçerli bir durum, günün sonunda insan denen varlık bir şeylere inanmaya teşne.

Daha iyi hissetmemizi sağlayan gerçekten Tibetli rahiplerin duaları mıdır, yoksa bizim inanma arzumuz mudur bilemem ama insanoğlunun pazarlama harikası yaratmak için düşünebileceklerinin sınırı yok sanırım!

Reklamlar

aychaist hakkında

Born and lives in İstanbul, writes short stories and publishes them in Turkish literary journals. Blog is mainly about stories and books but covers other personal interests too.

Ekim 21, 2012 tarihinde Hayat, Relaxation, İnsanlık Hali içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 2 Yorum.

  1. İyi pazarlama, iletişim, reklam tüketicinin ihtiyacı olmayan bir ürünü gerçekten ihtiyacı varmış zannettirip aldırır. Şu anda Batı dünyasında satan ‘new ager trend’ iyi olmak, iyi yaşamak. Yolu da Asya kökenli felsefelerden, inanç sistemlerinden geçiyor. Bizim kültüre uygulasak ‘niyet ettim çikolata yemeye’ diyerek aynı yere varır mıyız? Güzel konu, iyi örnek..

    • Teşekkür ederim. Bizim kültürdeki yansımaların daha da ilginç olduğuna ve olacağına eminim. Ama sorun şu ki, eskiden bir parça huzur için Kalamış’a gitmek yeterken, şimdi ne yapacağımızı şaşırmış haldeyiz…vahim…

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: