Kırmızı Kart Görmek İstemeyen Yayaların Dikkatine



Haftasonu havanın da güzel olmasından yararlanayım ve uzun bir yürüyüş yapayım dedim, demez olaydım. Tabii ki 15 milyonluk şehirde tek akıllı ben değilim, benim gibi binlercesi daha aynı hevese kapılmış. Yürüyüş keyfi diye giriştiğim şey bir müddet sonra bir PC oyununda engel aşmaya çalışmak halini alınca kendimi eve dar attım.

Büyük şehirde yaşayan biri olarak ben de pek tabii her gün motorlu araç trafiğinden şikayet ediyorum. Bu artık “Günaydın” demek kadar normal bir tepki halini aldı. Bir nevi sürekli havadan bahseden İngilizlere döndük, biz de sürekli trafikten bahsediyoruz. Yok şurada yol çalışması varmış, yok birinci köprü bağlantılarda tıkalıymış da ikincisi bir şekilde akıyormuş..vs. İnsan kendini sürekli şikayet halinde yakaladığında, kendinden sıkılıyor ama yapacak bir şey yok, eğer bir büyük şehir vatandaşı iseniz trafikten memnun olmamanız ve sürekli şikayet etmeniz sizden talep edilen, doğal bir davranış modelidir; şehirli olmak aynı zamanda sürekli asabi ve memnuniyetsiz olmayı gerektirir. Her daim gülümseyen, elma yanaklı insanlar Ege sahil kasabalarında görülen özelliklerdir (en azından teoride).

Anladık benzin pahalı, taşıt vergileri yüksek, otobüsler insan yığını ve ter kokulu, metromuz ise hayatında ilk kez ormandaki kabilesinden ayrılıp, şehire gelen ve böyle bir teknolojiyi kullanan bir yerlinin bile kaybolamayacağı kadar basit, yani yetersiz. Pekiyi yürümek? Üstünde çok şikayet ettiğimiz bir konu değil ama iddia ediyorum ki İstanbul’da yürümek en az araba kullanmak kadar zor!

Trafikte saygısız, dikkatsiz, sabırsızız..vs de “yürümekte” çok mu başarılıyız sanki? Sürekli zikzak çizen, yere tüküren, omuzundaki çanta ile ya da tüm bedeni ile size çarpan milyonların arasında adım atabilmek çok mu kolay? Her gördüğü kadına arpa görmüş tavuk gibi bakıp, salyalar saçarak laf atan erkeklerin, köpeğinin tasmasını ondört metreden tutan kadınların, her sene ebatı iki katına çıkan arabaları ile kağıt toplayıcıların ve sağını solunu bilmeyen, bilse de hangisinden gideceğine karar veremeyenlerin şehri burası.

Yine de gözbebeğim İstanbul’a ve canım memleketime haksızlık etmeyeyim, benzer ya da aynı sıkıntılarla tüm büyük şehirler boğuşuyor olmalı ki birinin aklına yayaların yaptığı yanlışlar hakkında “ceza kartları” hazırlamak ve bu yolla yayaları “terbiye etmek” gelmiş.

Türkçe’ye “Yayalar içn Penaltı/Ceza kartları” olarak tercüme edilebilecek uygulamayı Internetten görebilirsiniz: www.pedestrianpenaltycards.com

Kartlar arasında tek tek gezinirken çok eğlendim; aval aval bakınırken sizi yavaşlatan turist gruplarından, devasa şemsiyesi ile gözünüze kasteden vatandaşlara kadar türlü türlü insanla dalga geçen site, yürümenin tehlikelerine farklı bir şekilde dikkat çekiyor. Üstelik bu kartlardan online sipariş verebilir, basılı olarak yanınızda taşıyabilir ve yolda sizi gıcık eden tiplere bir hakem edası ile kart gösterebilirsiniz!

Reklamlar

aychaist hakkında

Born and lives in İstanbul, writes short stories and publishes them in Turkish literary journals. Blog is mainly about stories and books but covers other personal interests too.

Ekim 14, 2012 tarihinde Hayat, İnsanlık Hali içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 2 Yorum.

  1. Super, tam da bana hitap eden bir yazi!! 🙂

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: