Guy de Maupassant, The Necklace…Az sözcük, çok duygu.


“Neden kısa öykü yazıyorsun, daha uzun bir şeyler yazmıyorsun?” diye soranlara cevap olsun diye okutmak istediğim bir kaç hikayeden biridir The Necklace, yani Kolye. Azdır, özdür ama ağızda öyle kekremsi bir tat bırakır ki, 500 sayfalık acıklı bir roman okumuşa dönersin. Üstelik öyle şaşırtıcıdır ki, sana öyle bir fake atar ki apışır kalırsın. İlk kez lisede İngiliz Dili ve Edebiyatı dersinde okumuş, son satıra geldiğimde sadece koca bir “aaaaa!” diyebilmiştim. Belki de o zaman bu kadar çok sürprizli son yoktu, bizi ters köşeye yatıran Altıncı His gibi filmlerin piyasaya düşmesine henüz birkaç yıl vardı ve o yüzden büyük keyif almıştım, bilemiyorum. Yıllar sonra okuduğumda bile büyük haz verdiğine göre tam da öyle olmasa gerek.

Hikaye, Mathilde adındaki güzel kızımızın hikayesini anlatır. Mathilde çok güzeldir ama biraz beceriksiz olduğundan olsa gerek gariban bir memurla evlenebilir ancak. O muhteşem güzelliğine eşlik edecek bir evden, gösterişli eşyalardan, elbiselerden, mücevherlerden uzak bir yaşam sürmeye başlar. Zaman geçtikçe ve kocasının işi gereği daha yüksek rütbeli memurlarla muhatap oldukça sıkıntısı, utancı artar, sahip olamadıkları sıkıştırmaya başlar yüreğini. Kocası ile çok önemli bir davete gitmesi gerektiğinde ise dertleri ayyuka çıkar; ne giyecektir, ne takıp takıştıracaktır? Güzel karısının hüzünlenmesine dayanamayan Charles, allem eder, kallem eder, kuruşu kuruşuna denkleştirir ve karıcığına çok havalı bir elbise almasına yetecek kadar parayı verir. Ancak Mathilde hala mutsuzdur, zira o şaheser elbisenin üzerine takacağı tek bir mücevheri bile yoktur (evet bu aşamada, özellikle erkeksen Mathilde’e tokat atmak isteyebilirsin!)

Kızımız, utana sıkıla zengin bir arkadaşı olan Madam Forestier’e gider ve bir kolye ödünç almak istediğini belirtir. Arkadaşı Mathilde’e, o zamana kadar gördüğü en göz alıcı, elmas kolyeyi emanet eder. Mathilde artık yeryüzünde yaşayan en mutlu kadındır!

Partiye gider, herkesin gözdesi olur, güzeldir, şıktır, alımlıdır, bütün erkeklerin hayranlığını, kadınların ise hasedini üzerine çeker. Ömrünün en güzel bu gecesinin sonunda, zafer kazanmış kraliçe edası ile eve döndüğünde ise kolyenin artık boynunda olmadığını farkeder! Ne yaparsa yapsın, ne kadar ararsa arasın kolye sırra kadem basmıştır…

Özeti burada kesmek ve daha fazla spoiler vermek istemiyorum, bulup buluşturun ve hikayeyi okuyun, sonunda sizin ağzınızdan da bir “aaaa!” çıkıp çıkmadığını bana mutlaka söyleyin lütfen. Buna üşeniyorsanız, sizin için yaptığım güzellikten faydalanın ve hikayenin aşağıdaki animasyonunu izleyin, benzer bir keyif alacaksınız.

İşte kısa öykünün gücü buradadır, açık sözlü, hemen sadede gelen bir dosta benzer, lafı evelemez gevelemez, söyleyeceğini hemen söyler, o anın muhteşem bir fotoğrafını çekiverir, şaşkın okura da koca bir “aaaa!” demek düşer…

Reklamlar

aychaist hakkında

Born and lives in İstanbul, writes short stories and publishes them in Turkish literary journals. Blog is mainly about stories and books but covers other personal interests too.

Ağustos 9, 2012 tarihinde Edebiyat, Sanat içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 1 Yorum.

  1. Hikayeyi demin okudum…gercekten etkileyici, dokunakli…paylastigin icin sagol canim…

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: