“Tatil Kitabı” Meselesi


Birkaç günlüğüne Bodrum’a kaçtım. Kumsalda kitabımı okurken, her zaman yaptığım gibi insanların ne okuduğunu inceledim. Bu yıl da yelpaze geniş; aşk romanları, kısa ve özlü sözlerden oluşan bilgecik kitapları, TV dizilerinin felsefesini anlatan kitaplar (Mad Men ve Felsefe ilgimi çekti itiraf ediyorum) başı çekiyordu. Ancak gördüğüm o ki, hepimizin okuduklarını bir araya toplasan, kalite açısından ancak adam gibi iki ya da üç kitaba denk gelirdi.

Baharın gelişi ile burnumuza dayanan listelere alıştık; yazın moda renkleri, bikinide son trendler, plajda ne içilir, hangi müzikle popo sallanır, güneş kreminin ideal faktörü hangi matematiksel formüllerle hesaplanır..vs.

Hepsine eyvallah ama gerçekten sinir katsayımı yükselten ise “tatilde okunacaklar” listesi. Bunu gördüğüm anda daha kumsala yayılmadan beynimde güneş çarpması etkilerini hissetmemin nedenlerine gelince:

1. Deniz kıyısında malak gibi yatmak, etraftaki karı kızı adamı kesmek, o ana kadar adını duymadığımız ama sırf bir yerlerde moda olduğunu işittiğimiz kokteylleri yudumlamak gibi önemli faaliyetlerin yanına kitap okumayı da ekleyen insanın bir “kitapsever” olduğunu varsayıyorum. Bir kitapseverin, bu konuda muhtemelen ondan daha bilgisiz insanların hasbelkader hazırladığı listelere neden ihtiyacı olsun? Hali hazırda neden bir kişisel “okunacaklar” listesine sahip olmasın?

2.Diyelim ki hazır bir listesi yok, tavsiyeye açık…Siz bugüne kadar tatilde okunacaklar listesine giren gerçekten okumaya değer bir kitap gördünüz mü? Ben görmedim. Zaten tanım gereği, bu kibar başlık altında kitaba aslen “arkadaşım seni kışın, işinde gücünde, aklı yerinde kimse ciddiye alıp okumaz ama böyle deniz kenarına giderken maksat bir şeylerin sayfasını çevirmek olsun modundayken bir ihtimal seyahat bavuluna girebilirsin” denmektedir.

3.Yılın en keyifli zamanlarından birini yaşarken, dinlenmiş, algılarımız açık, yeni şeyler denemeye, öğrenmeye bu kadar teşneyken nedenvaktimizi ıvır zıvır bir kitapla geçirmek isteyelim?

4.Kitap okumak bizi bu kadar zorluyorsa, hem sırtımıza güneş yağı sürüp hem de bir gıdım edebi değeri olan kitabı aynı anda okuyamıyorsak, ille şezlongda kitap okuma ısrarımız nereden gelmektedir? Neden gazete, dergi, i-pad’de Internet turu ile yetinmiyoruz?

Bu soruların mantıklı bir cevabını henüz bulamadım. Tatilde ilkokul çocuğu seviyesine hitap eden abuk sabuk kitaplarla vakit kaybetmek yerine kışın okumaya fırsat bulamadığımız ya da kasvetli bir kış akşamında, şehir hengamesinde bizi üzen kitaba böyle keyifli ve “light” bir ortamda bir şans daha vermemiz gerektiğini hiddetle savunuyorum. 

Diyelim ki, Kasım ayında birden, zamanında okulda okuduğunuz (ya da okumuş gibi yaptığınız) klasiklere yetişkin gözünüzle bir daha bakmaya karar verdiniz. Yağmur altında, iki saat trafikten sonra evin yolunu buldunuz, çoluk çombalağın bakımı, evin işi, eşin kaprisi faslını atlattınız ve kitabınızı alıp kanepenize ya da yatağınıza uzandınız. Kuvvetle muhtemel Dickens’in Viktorya döneminin acımasız sanayileşmesi, çocuklara yapılan muamele, Kafka’nın bir sabah aniden böceğe dönüşen insanları ya da Joyce’un uzun ve ilk anda hiçbir anlam ifade etmeyen cümleleri onbeş dakika içinde ağzınızın açılmasına, kafanızın önünüze düşmesine ve ilk horultucukların genzinizden kaçmasına neden olacaktır.

Oysa dinlenmiş bir beyin, sütlü çikolata kıvamına gelmeye başlamış bir ten, trafik dediğiniz şeyin otelle kumsal arasında geçirdiğiniz ikibuçuk dakikalık yürümeden ibaret olduğu bir dönemde aynı kitaplara hakettiği dikkati, özeni ve saygıyı göstermeniz ve harbi keyif almanız daha büyük olasılık değil mi?

Verdiğim örnekler kadar ağıra kaçmasak bile yine de tatildeki o kıymetli vakti daha değerli bir şeylere harcamamız gerektiğini düşünüyorum. Lütfen kışın yüzüne bile bakmayacağınız kitaba yazın bavulunuzda ağırlık yaptırmayınız!

Pekiyi ben mi ne okudum? Kısa süre önce gerçek bir kitapkurdu olan bir dostumun bana Boston ziyaretinden sonra armağan ettiği Boston Noir elimdeydi. Akashic Books’ın ödüllü bir serisi, Noir serisi. Bir çok şehre ithaf edilmiş, farklı yazarların, o şehirde geçen kısa hikayelerinden oluşan bir seri bu. Hangi şehir yok ki? Los Angeles’tan, Mexico City’e, Havana’dan İstanbul’a kadar özel ve güzel bir çok şehir seriden nasibini almış.

Tabii Bodrum’da Bostonla ilgili hikayeler okumak serinin aslen bana yaptırmak istediği şey değil. İdeali, seyahat edeceğiniz şehre gitmeden ya da o sırada, bu kitapları okumanız ve hikayelerin kahramanlarının, onların gözüyle arzı endam eden ve kitabın asıl karakteri olan şehrin, sizin tecrübelerinizle ne kadar örtüştüğüne bakmak. Özellikle yurtdışına çıkmadan, yanınıza yol arkadaşı olarak bir kitap seçmek fikrindeyseniz bu seriyi bir kenara not edin derim.

Boston Noir edited by Dennis Lehane www.AKASHICBOOKS.com

 

 

Reklamlar

aychaist hakkında

Born and lives in İstanbul, writes short stories and publishes them in Turkish literary journals. Blog is mainly about stories and books but covers other personal interests too.

Haziran 30, 2012 tarihinde Kitap, İnsanlık Hali içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 2 Yorum.

  1. Ayçacım, bayıldım. Blogunda benden bahsetmiş olman beni gururlandırdı; çok teşekkür ederim. Daha nice kitaplar keşfedeceğiz seninle 🙂

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: