Kadınlarda Heathcliff Sendromu


Uğultulu Tepeler…Emily Bronté’nin 29 yaşındayken yazdığı ilk ve tek romanı. Zor iklimin, birbirinden zor karakterlerin, zor aşkını anlatan eşsiz bir hikayedir. Soğuktur, karanlıktır, acımasızdır ama bir o kadar romantiktir, güzeldir, özeldir. Bir aile dostumuzun evine gittiğimizde, 13 yaşın tüm gıcıklığı ile “ne işim var bu kadar yaşlı ve sıkıcı insanın içinde” diye somurturken, muhtemelen 28 yaşından gün almamış ama bana o zamanlar Topkapı Sarayı kadar yaşlı görünen evin kızı,  oyalanmam için bu kitabı uzattığında hayatımın önemli anlarından birini yaşadığımı tahmin edemezdim tabii. O gün Heathcliff ile tanışma günümdü. 

Kendisi, yazınsal dünyadaki en ilginç karakterlerden biridir; kötüdür, köksüzdür, nereden geldiği, nereye gittiği bilinmez, sevdiği kadın hariç (hatta dahil) herkesin hayatını cehenneme çevirme potansiyeli vardır. Birkaç sayfayı henüz bitirmiştim ki, çoktan İngilteredeydim, kırlarda, ısıran rüzgarın altında koşturuyordum, Earnshaw’ların evine yerleşmiş, Heatchliff’e aşık olmuştum bile! Uğultulu Tepeler beni o kadar sarmıştı ki, gecenin sonunda onu bırakıp evime gitmekte gösterdiğim isteksizliği sezen ev sahipleri kitabı bana hediye etmek zorunda kaldılar. Romanı okuyanlar hak verecektir; Heathcliff 13 yaşında bir kız çocuğu için oldukça tehlikeli bir karakterdir, birçok yanlış anlamaya neden olur:

1. Etrafta Heathcliff gibi enteresan, “cool” erkekler vardır, büyüyünce onlardan bir tanesini bulmak, bulana kadar direnmek gerekir.

2. Heathcliffler sahibi dışında herkesi ısıran pitbull gibidir ama bu eğlencelidir, heyecan vericidir, romantiktir (tabii ısırılan zavallı değil de sahibi olmayı başarırsanız)

3. Gerçek aşk zordur, imkansızdır, acı biber tadındadır ama ölüm bile aşıkların arasına giremez.

Şimdi bu önermeleri süt dişlerinizin hepsi değişmeden hayatın gerçekleri olarak beyninizin çekmecelerinden birine atarsanız, 23, 33 ve 43 yaşında hala yanlış ilişki kurbanı olmanız mümkündür. Etrafa şöyle bir bakın, birçok güzel ve akıllı kadının neden “o ayıyla” vakit geçirdiğini anlamakta zorlandığınız oluyor mu?

Tezim odur ki, kuvvetle muhtemel o kadıncağız gençliğinde Uğultulu Tepeleri okumuştur ve Heathcliff sendromundan muzdariptir. Güzel ya da akıllı olup olmadığımı söylemek bana düşmez ama şahsen bu tuzağa düşerek ciğeri beş para etmez adamların birer Heatchliff olduğunu düşündüğüm olmuştur. Psikoloji ile ilgilenenler eminim farklı ve daha bilimsel nedenler öne süreceklerdir: ebeveynlerden yeterince sevgi görmeme, fazla sevgi görme, kendine çok güvenme, az güvenme..vs bu durumun nedenleri olabilir. Ancak iddiam o ki, körpecikken okunan bu tip imkansız aşk kitaplarının  günahı büyüktür ve Heathcliff sendromu küçümsenmeyecek kadar önemli bir gerçektir. Sadece kendimde değil, benim jenerasyonda yakın arkadaşlarımda sık sık gözlemlediğim bir durumdur bu. Nedense ilgi gösteren, sevgide saygıda kusur etmeyen efendi adama dudak bükülür, nerede bir Heathcliff var onun peşinden gidilir, mendiller, yastıklar gözyaşından görünmez, iştah kesilir, göz altları torbalanır. Bu durumun edebi nedenlerini bilmeyen erkekler ise biz kadınları yine anlamaz, tuhaf ve salak olduğumuza kanaat getirir, ya başka limana yelken açar ya da malzeme uygun olmasa da Heatchliff gibi davranmaya çalışırlar ki saçları yan tarafa düzgün bir şekilde taralı, tırnaklarının içi her daim temiz, devlet okullarında okumuş, beyaz yakalı olarak çalışan bir erkeğin Heathcliff gibi davranmaya çalışması acıklı bir durumdur. O erkek sırf bu hallere düştüğü için sevilmeyi hakeder. Yine de, okumadıysanız ya da küçüklüğümde okuduğunuz klasiklere ikinci bir tur attırmak iyi olur diye düşünüyorsanız bir Uğultulu Tepeleri kucağınıza açın derim. Eğer ergen kızınıza okutacaksanız iki kere, üç kere düşünün ya da kitabın ilk sayfasına kalın ve büyük harflerle “EVLADIM, OKUYACAĞIN HER ŞEY HAYAL ÜRÜNÜDÜR, BU KİTAP YAZILIRKEN HAYVANLARA ACI ÇEKTİRİLMEMİŞ VE GERÇEK KİŞİLERDEN İLHAM ALINMAMIŞTIR” diye not düşmeyi unutmayın.

Kitap okuyacak vakit mi kaldı diyorsanız, en son İstanbul Film Festivalinde gösterilen ve Amazondan DVD siparişini verebileceğiniz son adaptasyon filmi şiddetle tavsiye ediyorum. Bugüne kadar kitap bir çok kez filme alındı, hepsini gördüm, iddia ediyorum bu 2011 yapımı, kitabın ruhunu en iyi yansıtan versiyon. Oyunculuk harika, diyalog minimum. Doğa, ilk kez olması gerektiği gibi başrolde. Oyuncular James Howson ve Kaya Scodelario’ya aşık olabilirsiniz. Yine bir ilk olarak Heatchliffi siyahi bir aktör canlandırıyor ki bu da bence kitabın ruhuna cuk diye oturuyor. Filmin yönetmeni iseAndrea Arnold.

Reklamlar

aychaist hakkında

Born and lives in İstanbul, writes short stories and publishes them in Turkish literary journals. Blog is mainly about stories and books but covers other personal interests too.

Haziran 19, 2012 tarihinde Edebiyat, Sanat, Sinema/TV içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorumunuz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: